Kafkaokur Sayı:24 || Şubat 2018

18:47

Bir dergi için ilk günden marketin kapılarını aşındırmaya başlıyor, rafa dizilirken yahut rafa dizilmeden depodan getirtiyor, bir solukta okuyup bitiriyor, hatta bitirir bitirmez yeni sayı için gün saymaya başlıyorsanız; o dergide  okurunun yüreğinin bam teline edebiyat kuşu konduran, her bir satırında okurunu doyumsuz, tatlı bir yolculuğa çıkaran değerli bir şeyler vardır. 
Şüphesiz ki Kafkaokur, her ay sonu yeni sayı telaşına girdiğim, alır almaz bitirip yeni sayı için gün saymaya başladığım yegane fikir sanat ve edebiyat dergisidir. Öylesine tatlı tatlı akıyor ki, hani kucağıma bir balya Kafkaokur bıraksanız keyifle ve itina ile okuyabilirim
Gelin, böylesi bir ilgiyle ve sevgiyle takip ettiğim bu güzel derginin şubat sayısına daha yakından göz atalım! Bakalım bu ay dergide kimler hangi türde yazılar kaleme almış? Bizim Mahallenin Kitapçısı hangi yazıları çok severek okumuş, hangi alıntıları mahalle sakinleriyle paylaşmak üzere heybesinde biriktirmiş?

Türk edebiyatının zarif kalemlerinden Nazan Bekiroğlu'nun dosya konusu olarak işlendiği, Türk müziğinin değerli üstadları Orhan Gencebay, Müslüm Gürses ve Ferdi Tayfur ayraçlarının yer aldığı şubat sayısında yine yok yok! Bu ay Nermin Sarıbaş  dosya konusu ve beraberinde dosya konusunu tamamlar nitelikteki enfes Nazan Bekiroğlu röportajı ile derginin sayfalarında yer alırken,  Ece Temelkuran, Mustafa Silici ve Gizem Demirel deneme; İsahag Uygar Eskiciyan, Eray Yasin Işık, Nihan Özkoçak, ve Tayfun Ş. Karataş öykü;  Bahri Butimar, Nazlı Başaran ve Ömer Okatali değerli dizeleriyle şiir;  Kaan Murat Yanık anı;  Ezgi Ayvalı, Merve Özdolap, Atılay Aşkaroğlu ve Sumru Uzun anlatı; Ezgi Karaata, Başak  Aker, Oğuz Kaaan Boğa ve Eriscan Türk inceleme;  Rabia Gençer kolaj ve Esra Pulak ise aforizma türünde satırlarıyla derginin sayfalarında yer alıyor.

Her bir satırını ilgiyle okuduğum, yine okunacaklar ve izlenecekler olarak listeler yaptığım şubat sayısın ben çok sevdim! En kısa zamanda bu güzel sayının sayfalarına konuk olmanızı tavsiye ediyor, şubat sayısında içime dokunan yazıları ve devamında ise heybemde biriktirdiğim alıntıları sizlerle paylaşmak üzere aşağıya iliştiriyorum. Keyifli okumalar! 😊

Bazı yazıları durup durup yeniden okumak, satırlarında konuk olduğunuz hayatlara yeniden dokunmak istersiniz. Öyle ince ince işlenmiş, öylesine güzel kaleme alınmıştır ki bazı yazılar, okumalara doyamazsınız. Sevgili Nermin Sarıbaş'ın Nazan Bekiroğlu'nu kaleme aldığı dosya yazısı da bu yazılardan biriydi. Her bir satırında Nazan Bekiroğlu'nun hayatına aralanan pencerede  yüreğime muazzam bir edebiyat ezgisi doldu.
Tepeden tırnağa edebiyatla dolup taşmış bu zarif kadının hayatına, edebiyatına konuk olduğum her sayfada, heybemde okunacak değerli eserler, yüreğime dokunan satırlar ve yazara dair bilgiler biriktirdim. Dosya konusuna yaraşır bu güzel yazıyı kaçırmamanızı ve en kısa zamanda Nermin Sarıbaş'ın kaleminden akıp özgürlüğüne kavuşan satırlara konuk olmanızı tavsiye ediyorum.

Yazıdan  Alıntılar:

"Ormandan haber vermeyecekse yeşil yaprağı yazmakla oyalanmak neye yarar? Yazı eğer benden sana, dünyadan ezele köprü kuruyorsa var."

"Nedir bu ölüm? Dağların taşların kabul etmeyip insanın kabul ettiği şey mi? Sen ölümü beklerken kalan sağların sende seyrettiği şey mi yoksa?"

"Sözün yetersiz kaldığı yerde, sözün bittiği yerde susmadır esas olan. O yerde kalemin ucu kırılır."

"hem içindeyim zamanın/ hem de büsbütün dışında"

"Beni bağışla. çünkü ırmak yolunun sonunda senin yalnızlığın sana, benim yalnızlığım da sana."

"Kalbe giden yol, dilden geçer."

"Bir şey yok dedi Züleyha, sessizce
Oysa çok şey var sessizliğinde"


Hiç unutmam yıl 2015, aylardan aralık; yani merdiven dayamışız bir yılı daha geride bırakacak bir vedaya... O sıralar Nazan Bekiroğlu'nun son fakat benim, onun o muazzam satırlarıyla tanıştığım ilk kitap Mücellâ basılalı 1 ay olmuş. Alıyorum, okuyorum, okuyoruz kitap sevdalısı dostlarla ve o muazzam kalemine vuruluyorum...
Mücellâ öylesine içimizden, öylesine bizden bir karakter ki Nazan Bekiroğlu'nun kaleminde adeta  hayat bulup, ete kemiğe bürünerek yanı başımıza kuruluveriyor yahut hayatın içinde nice Mücellâ'larda beden bularak  gönlümüzde silinmez bir ediniyor. Bugün geriye dönüp baktığımda romanın o doyumsuz lezzetini yeniden hissedebiliyorsam varın Nazan Bekiroğlu'nun kaleminin ustalığını, edebiyatının büyüleyiciliğini siz düşünün.
Neden sonra araya bin bir çeşit kitap, yazar sığdırırken Nazan Bekiroğlu'nun boynunu bükük bırakışımı sorgulamama neden oldu Kafkaokur'un bu değerli sayısı. Sanırım bu güzel sayının ardından kendimi Nazan Bekiroğlu eserlerine vereceğim günler yakın😊 Gel gelelim, Nermin Sarıbaş'ın Nazan Bekiroğlu ile yaptığı röportaja: Tek kelimeyle muazzam! Nazan Bekiroğlu öylesine edebiyatla bütünleşmiş bir kalem ki, röportajda kendisine yöneltilen her soruya zarif ve buram buram edebiyat kokan cümleler kurarak cevap verdiğini görüp, bir o kadar daha kendimi hayran olmaktan alamıyor, velhasıl onun dilinden edebiyatına, hayatına konuk olduğum 4 sayfalık yazıya doyamıyorum😍

Yazıdan Alıntılar:

"Kötülüğün haklı gerekçeleriyle sınanmayan iyilik eksiktir."

"Dünya cennet değil çünkü insan melek değil ama  cehennem olmasa bari."

"Bütün şarkıları ve şiirleri üzerime alıyorum ve bu kadar güzel bir şiir yazdıktan sonra dünyanın nasıl hâlâ eskisi gibi döndüğüne şu olgun çağımda hâlâ hayret ediyorum."


Gürültüde yaşayıp gittiğimiz dönemlerdeyiz nicedir. Kendimizden, insanlığımızdan, vicdanımızdan, iyi olan, güzel olandan uzaklaştığımız; bize dayatılan kalıplara girmeye çalıştığımız, susturulduğumuz yahut konuşmaya çekindiğimiz, kabullendiğimiz, alıştığımız bir dönem bu. İşte tam da bu gürültünün ortasında bize unuttuklarımızı, kabullendiklerimizi haykıran, yüzümüze tokat gibi çarpan bir kalem var: Ece Temelkuran.
Her ay kafkaokur'un sayfalarında gürültüde bizi kendimize getirmeye, özümüze dönmeye çağırıyor sevgili Ece Temelkuran ve her seferinde kaleme aldıklarıyla gönüllere taht kuran satırları okurlarıyla buluşturuyor. Bu ay da "Gürültüde Gergedanlaşmak" başlığı altında Sevgi Soysal'ı anıp, ona bir selam gönderen Ece Temelkuran, Sevgi Soysal'ın 1972'de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idam kararını durdurmak için başlatılan kampanya için kaleme aldığı yazıyı, 2018 yılında tamamlıyor ve yüreğimize yüreğimize vuruyor. Sahi, o günden bugüne, aradan geçen koca 46 yılda ne değişti toplumda?  HİÇBİR ŞEY!  Hatta yüzsüzce dünün acılarının, dünün acımasızlıklarının üzerine yenilerini ekledik. Yani gürültüde biraz daha gergedanlaştık. Hepsi bu!

Yazıdan Alıntılar:

"Bu ülke kadınları öldürdükten sonra sever ekseriyetle."

"Herkes bir sebep buluyordu, herkes bir özür buluyordu, herkes bir kaçamak buluyordu, hatta herkes zeytinyağı gibi üste çıkıyordu. (...) Gergedanca konuşuluyordu."


Bir yazıya bir hayat nasıl sığdırılabilir? Bir yazı ne kadar kendine has fakat bir o kadar da herkesin olabilir? Yani senin, benim, bizim, hepimizin...
Sevgili Ezgi Ayvalı'nın şubat sayısı için kaleme aldığı anlatı türündeki Körebe, her bir satırında hayatın, büyümeninn ve olgunlaşmanın insana kattığı tecrübelerin yer aldığı; ne kadar kendine, yazarına has olsa da o kadar hepimizin olan bir yazı. Her bir satırında kendinizden izler bulacağınız, bulunduğunuz zaman ve mekandan kopup  geçmişinize yolculuk yapacağınız, bir satırını çizdiğinizde diğerinin hatırı kalacağı için konuk olduğunuz satırların hangi birini çizeceğinize karar veremeyeceğiniz, velhasıl kendinizi sorgulamaktan alamayacağınız doyumsuz  ve şüphesiz ki dokunduğu her yürekte kendine sarsılmaz yer edinecek yazılardan biri diyebilirim.
Dergiyi edinip,  bu güzel yazının yer aldığı sayfayı hemencecik okumanızı tavsiye ediyorum😊





"Olmayacağı varmış olmamış. Olacağı vardıysa kesin olurdu. Ne oldu ki, ne olacak. Olsun. Olacak olan zaten istesen de istemesen de olacaktır."

"İçi dışından yorgun insanlara dokunmayın."

"Hâlâ atan bir kalbin ve gece uyumadan önce tırnaklarını çıkaran bir vicdanın varsa nasıl utanmadan nefes alabildiğini düşünmeden edemiyorum."

"Unutmayın ki yaşadığımız zaman her daim geçmiş tarafından avlanır."

"Eğer mutluluk diye bir şey varsa onu göklerde aramak yerine yerde, burada, dünya üzerinde yaratmak gerekir."

"İçinde irade özgürlüğü olan bir dünya, zaman zaman insana kötü olanı seçme izni verse de irade özgürlüğü olmayan bir dünyadan daha iyidir."

"Yıldızların büyük patlamayla oluştuğunu düşünüyorsanız bile, çiçekleri kimin gönderdiğini merak etmiyor musunuz?"

"Kendi evreninde yüreğinin  toprağına ilk defa ayak basan bir astronottu artık."

"Gönül gözüyle bakınca insan, hayat bir sanat eseri gibi gelir."

"Gönül gözünü dinç tutabilmek için gözyaşlarıyla sulamak gerekir."

"Oysa ağlamak, acı çekmekten gelmiyordu. İnsanın dünyada aldığı ilk nefesle birlikte taşıdığı ilk duygunun acı ve ardından ağlamak olması bir tesadüf olamazdı. Her iyiden ve her kötüden geriye kalan  şey acıydı. Her biten duygunun ardındaki ufak tebessümde de bu acıyı görebilirsin, dikkatli bakınca. Hem gülmek acıdan gelmiyor muydu?"

"Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz."

"İnsan kendi tasarısından başka bir şey değildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin(fiillerinin) toplamından ibarettir."

"Bulutlar da misafir, kalıcı olan gökyüzü sevgilim."








You Might Also Like

0 yorum

Like us on Facebook

Instagram

Subscribe