Kafa Dergisi || Sayı: 30 (Şubat 2017)

11:49

             "Kafa bi dünya..."

Kafa Dergisi, edebiyat dergisi denildiğinde benim için ilk sıralarda yer alan dergilerden biridir. 3-4 ay kadar kısa bir süre önce satırlarına konuk olduğum bu güzel dergi, güçlü kalem kadrosu, içerikleri, illüstrasyonları ve her ay dikkat çeken kapak konularıyla gönlümü fethetti ve etmeye de devam ediyor diyebilirim. Gelin,  her sayısı dolu dolu olan Kafa Dergisi'ne daha yakından bakalım :)

Kafa Dergisi, yayım hayatına Eylül 2014'de başlayan aylık bir edebiyat, kültür ve sanat dergisi. Kalem kadrosunda ise yok yok doğrusu; Sema Kaygusuz, Sunay Akın, Cem Davran, İlber Ortaylı, Umay Umay, Emrah Serbes, Ataol Behramoğlu, Mahir Ünsal Eriş, Akgün Akova, Coşkun Aral, Alper Canıgüz, Metin Uca, Can Yılmaz, Enis Batur, Zafer Algöz, Kerimcan Kamal, Levent Cantek, Aylin Balboa, Nihat Sırdar, Celil Nalçakan, Kaan Koç, Bedia Ceylan Güzelce, Melih Anık, Can Bonomo, Dilan Bozyel, Gökhan Dağıstanlı, Levent Erden, Vedat Özdemiroğu, Nihal Örnek, Zeynep Miraç, Başar Başaran, Feyyaz Yiğit, Murat Özer, Meral Işık ve Melda Özer gibi edebiyat, tarih ve sanat alanlarından tanıdığımız özel isimler yer alıyor.

Kendileri ve dergilerinden,
 "Bir insan dergisinden canımız, ciğerimiz diye bahseder mi? Evet, bahsedermiş. Şu an elinizde tuttuğunuz canımız ciğerimiz, dergimiz “KAFA” çok kısa süre içerisinde, efsane bir ekip ve çok kıymetli dostlarımız sayesinde çıktı! Beyin fırtınası, hortumu, yağmuru, rüzgarı adına ne derseniz deyin Fikirler, istekler, “Hayır, öyle olmasın!”lar, “Bence böyle daha iyi!”ler havada uçuştu.. Meğer bizim bütün ekibin dergi yapası varmış da herkes bir “HADİ” bekliyormuş. Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, yazdık, çizdik, gezdik ve sonunda yaptık,"  

şeklinde bahseden bu samimi ve içten dergi bir şans verilmeyi fazlasıyla hak ediyor. Nitekim, benim de Kafa Dergisi'ne yolculuğum şubat sayısı olarak raflarda yer alan, her şeyden önce kapağı ve kapak konusuyla gönlümü fetheden Nâzım &Vera sayısı ile başladı, iyi ki de başladı. Ben 30. sayısını da, dergiyi de çok sevdim. Gelin, içerik görsellerini  derginin resmi instagram hesabından derlediğim favori yazılarıma ve çeşitli yazılarda altını çizdiklerime daha yakından bakalım :)

Şüphesiz ki bir Nâzım Hikmet sever olarak derginin kapak konusunu ilk gördüğüm andan itibaren kapak yazısının favorilerim arasında yer alacağı su götürmez bir gerçekti. Nitekim derginin kapağını araladığımda beni 3. sayfada karşılayan Nâzım ve Vera, ellerimden tutup derginin kalbi olarak nitelendirebileceğimiz orta sayfadaki kapak yazısına götürdüler. 
Her şey aslında Nâzım'ın güzel kalbinden Vera'nın kalbine akan aşkla başlayıp, derginin kalbinden de okurun kalbine -yani kalbime- doğru devam etti diyebilirim.
Kapak yazısı, Nâzım & Vera çiftine ait görseller, mektuplardan kesitler  ve bazı şiirlerin çeşitli dizelerinden derlenmiş bir tutam aşk kokuyordu. Bu güzel kapak yazısı keyifle okundu, çok sevildi ve gönül kitaplığımın en güzel köşesinde kendine yer edindi :)

Dergide severek okuduğum bir diğer favori yazı ise sevgili Cem Davran'ın kaleminden "Palyaço'nun  Günlüğü (1)" oldu. Biz Cem Davran'ı yıllar boyu başarılı oyunculuğuyla tanıdık. Ancak kendisi yazar olarak da kalemi hatırı sayılır düzeyde başarılı isimlerden biriymiş de haberimiz yokmuş. 
Cem Davran, 'Aktör Kafası' köşesinde Palyaço'nun Günlüğü ismini verdiği ve neredeyse kırk beş yıldır küçük notlar halinde yazdığı yazılarını Kafa Dergisi okurlarıyla paylaşmaya, yazdıklarını özgür bırakmaya karar vermiş ve ne büyük bir şans ki bu güzel yazı serisi tam da benim dergiyle tanıştığım sayıya denk gelmiş :) Tarihsiz olarak bizlerle paylaşılan  Palyaço'nun Günlüğü, Cem Davran'ın tabiriyle "zamansızlığın tadını çıkaralım, takvimleri durduralım diye," enfes notlardan oluşuyor. Mutlaka Palyaço'nun Günlüğüne konuk olmayı ihmal etmeyin. Eminim çok seveceksiniz! 
İşte yazıda altını çizdiklerimden minik bir kesit:

"Bir tek çocukluğumdan ayrılamıyorum, fark ettim bir süre önce. Ona kıyamıyorum belli ki. Mecbur kalırsam ne yaparım bilmiyorum. İnsan tüp kuyruğunda beklemeyi özler mi?Soğuk ve yaşlı bir vakıf evinde bronşit olmayı? Kullanılmış, yağlı rulmanlarla tornet yapmayı? Eski bir çini sobanın başında aşık olmayı? Tek bir botla dört mevsim koşmayı? Bu özlem ayrılığa engel, gördüm yaşadıkça. Ayrılıkları hiç sevmedim. Kim sever ki zaten?"

"Anlamıyorum, anlayamıyorum. Biz olmaktan bahsedenler ne çok istemiyor biz olmayı. Belki de nasıl biz olunacağını bilmiyorlar. İzansız bir dönem bu. Kimsenin niyeti yok sanki iyiliğe, kardeşliğe.Hatasız gibi görünmek telaşı, sarmaşık misali dolanmış çoğunluğun bünyesine. Gördüğünü zanneden görmüyor, bildiğini söyleyen bilmiyor. Geri vitese takılı gidiyoruz. Demlenme yaşlarıma denk gelmek zorunda mıydı bu pis kokulu yıllar? Sergüzeşt mevsimler yaşıyoruz. Korku doluyuz, endişeliyiz. Çocuklara berbat bir miras bırakmak üzereyi.Sahiden mecbur muyuz bu karanlığa?

Ah, bir de Mahir Ünsal Eriş yazıları var ki "Ölüm Bahsi" üzerine kaleme almış olduğu denemesiyle tanıdığım günden bugüne, derginin edindiğim her sayısında mutlaka ilk okuduğum yazılar onun yazıları oluyor. Mahir Ünsal Eriş, kaleme aldığı her konunun -bana göre- hakkını veriyor ve geriye ise sadece altı çizilesi enfes satırlar kalıyor👍
"Çünkü hayatın iki büyük tartışılmaz gerçeği vardır. Bunlardan birincisi bir gün ölecek olduğumuz, diğeri ise hasbelkader hala hayatta bulunduğumuz gerçeğidir. Bu ikisi arasında yaşadığımız şeyden elimize kalansa bir ömürdür. Ölüm hayatta olmanın bedelidir.Hayatsa ölüme razı olmanı ödülü," demiş Mahir Bey, ne de güzel demiş öyle değil mi? Ölüm ve yaşam arasındaki ilişki, o incecik ayrıntılar bundan daha güzel satırlara dökülemezdi.

Şubat sayısında çok severek okuduğum ve favorilerim arasına eklediğim bir diğer yazı ise sevgili Dilan Bozyel'in "Fotoğrafçı Kafası" köşesinde kaleme aldığı "Ahlar ve Vahlar" yazısı oldu.Aralık ayında gittiği İtalya'da Ponte dei Sospiri'yi ya da  bizdeki karşılığı ile Ahlar Köprüsünü ziyaret eden Dilan Bozyel, yazısında tarihi yapı hakkında bilgi verirken, diğer bir yandan köprü ile bilinçaltındaki baba figürü arasında kurduğu bağlantıyı bize aktarmış.
Öylesine güzel bir yazıydı ki neredeyse yazının yarısını çizdim diyebilirim. Zira satırlara dökülen her bir sözcük baba kavramına dair derin anlamlar içeriyordu; tıpkı Ahlar Köprüsü'nün içerdiği gibi...
"Bu fotoğrafı çekerken beliren düşüncelerimle anladığım şey uydu belki de; baba kavramı yüzyıllarca dayanabilen sağlam bir köprüye denk geliyor bilinçaltımızda"

Şubat sayısında çok severek okuduğum son yazı ise virgülünden noktasına kadar çok beğendiğim "Kerimcan Ağladığında" oldu. Öyle ki altını çizdiğim tek bir satır yoktu. Çünkü biliyorum ki çizmeye kalksam tüm sayfayı komple çizecektim. Arasından bazı cümleleri seçmek mi? O da geriye kalanlara haksızlık olurdu. İşte bu nedenle altını çizdiğim tek bir satır yoktu. Koskocaman bir yıldız atıverdim sayfanın üst boşluğuna ve her satırını gönül kitaplığıma işledim. Velhasılıkelam öylesine etkileyici, öylesine güzel ve öylesine doyumsuz bir yazıydı.
Kerimcan Kamal'ın  "Hesaplaşma Kafası"nın hakkını fazlasıyla verdiği bu güzel yazı, yazarımızın kendi iç hesaplaşmasını konu alırken, aynı zamanda yaşama dair güzel anekdotlar içeriyor. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim :)


Her bir satırında edebiyata, sanata ve kültüre doyacağınız bu güzel dergiye şans vermenizi ve kitaplığınızda yer açmanızı tavsiye ederim. Şubat sayısını edineceğiniz ve dergiyi online okuyabileceğiniz linkleri buraya iliştiriyor, sözlerime dergide bulunan çeşitli yazılardan derlediğim bir tutam alıntıyla son veriyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun. Edebiyat kokulu günler diliyorum :) Dergiyi satın almak için tık tık!  // Dergiyi online okumak için tık tık!



"İnsana hep bir hikâye olarak baktım ben, ama insan aslında bir kesit, bir parça. Çelişkili parçaların iç içe geçmesi insan. Kim ki insanda bir bütünlük arar, biyografik bir bütünlük mesela, hata eder. Geçmişiyle, şimdisiyle ve geleceğiyle bir çelişkiler yumağıdır insan."
Emrah Serbes - İnfilak Parçaları IXX

"İnsan denen canlı, pek çok yönüyle doğanın gördüğü en berbat yaratıktır. Doğal çevresine bu denli zarar veren, yalan söyleyen, iftira eden, dalkavukluk yapan, toplu kıyım mekanizmaları üreten, açık ara kendi cinsinden en cok canlıyı katleden tür insanoğludur."
Alper Canıgüz - Bu Dekadansı Bana Lütfeder Misiniz?


"Devrim, kadınların gözlerinde başlar. Bir kadın gözlerini deviriyorsa, bir şeyler değişecektir"
Bedia Ceylan Güzelce- Ben De Seni

"Geçiyor işte böyle
İçiyorsun geçiyor
Gülüyorsun geçiyor
Geçiyor insan zaman geçiyor gelip geçiyor "
Can Bonomo - Röyâdı Göyâ

"(...) dün gibi kimliksiz kalıyorum. ve yarın gibi biraz daha zalim."
Umay Umay Sokağımı Tükenmez Kalemle İşaretliyorum

"Yaptığına memnun olmak değil, yapamadığına üzülmek üzere yaşanıyor artık. Zaman optimizasyonu esas."
 Levent Erden- Yetieşemzsen YIK





You Might Also Like

0 yorum

Like us on Facebook

Instagram

Subscribe